“yollarda kaldı gözlerimüz gelmedi haber”
Baki
Genelde bir şeyler yazar, sonra onun için bir resim ararım. Bu kez farklı oldu, önce yukarıdaki resim, daha doğrusu bir reklam geldi mesaj kutuma ve ben bunun için yazı aradım. Aslında uzun süredir aklımın bir köşesinde olan zaman zaman yakındığım bir şeydi mektuba ve posta kartına karşı vefasızlığımız. bu reklam dürttü çıkarttı yerinden bunları. İnsanlar arasında uzun süredir önemli bir iletişim vasıtası olan mektup kurumu giderek daha az kullanılıyor. Şüphesiz tamamamen kalkmadı ve kalkması zor ancak eski öneminin çok gerisinde. İnsanlar hala iş mektupları, resmi mektuplar yolluyorlar ancak özel mektupların azaldığı bir gerçek. Telefon gibi bir aracın mektubun yerini aldığı söylenebilir. Bir de bilgisayar ve internetin hayatımıza girmesi ile mektup iyiden iyiye geriledi. E-postaları bir tür mektup sayabilir miyiz? sorusu akla gelebilir. Neticede bir yazma işlemi var ve haberleşme işlevini de yerine getiriyor denebilir. Üstelik bazı e-kartlarda metne eklenen küçük pul resimleri de var :) Mektup için asıl tehdit unsuru ceplerimize kadar giren telefon ve daha da önemlisi kısa mesaj servisleridir. Bu sms denen kısa mesajlar özellikle bayramlarda, çzel günlerde atılan kartpostalların papucunu dama attı. Sebepleri ne olursa olsun artık kapıcı kapımızı eşten dosttan gelen mektuplar, kartlar için değil faturalar için çalıyor.
Farsçası “name”, Türkçesi “bitig” ya da “betik” olan mektup, yazılı nesne, yazılmış şey demektir. Bir haberi, dileği, arzuyu, istek veya duyguyu yanımızda olmayan birine iletilmek maksadıyla yazılmış özel yazıya mektup diyoruz. Bir başka tarife göre ise mektup, başka bir yerde bulunan kişiye, bir topluluğa ya da bir kuruma bir maksadı bildirmek için yazılan yazıdır. Mektup ile ilgili en eski örnekler Mısır firavunlarının diplomatik mektuplarıyla Hitit krallarının Hattuşa arşivinde bulunan mektuplarıdır.
Mektuplardan sanat değeri taşıyıp beğenilmiş veya yayımlanabilmiş olanları edebiyatta mektup türüne girerler. Edebi mektuplar zamanla birer tarihi belge halini alırlar. Türk edebiyatında uzun bir geçmişi olan mektuplar özellikle “münşeat”larda yer alırlardı. Süslü ve ağır bir dille yazılan bu mektuplarda yazanlar tüm hünerlerini göstermeye çalışırlardı. Tanzimat edebiyatıyla özellikle Şinasi’nin öncülük ettiği sade yazma akımı etkisini mektuplar üzerinde de göstermiştir. Edebiyatımızda mektup için yazan ve yazılanın aralarındaki durumlara göre çeşitli kelimeler kullanılmıştır. Dostluk, kardeşlik, sevgi belirten mektuplara “muhabbetname, meveddetname, uhuvvetname”; rütbece alt durumda olanların üstlerine yazdıkları mektuplara “ariza, sukka” denilmiştir. Halk edebiyatında mektuba “nağme, kağıt, gam yükü, gönül dili, çile bohçası” gibi isimler verilmiştir.
Bir çok önemli şahsiyetin mektuplarının yer aldığı eserleri görmek mümkündür: Namık Kemal’in Hususi Mektupları, 3 cilt; Abdülhak Hamit Tarhan, Mektuplar, 2 cilt; Ahmet Mithad- Muallim Naci, Muhaberat ve Muhâverat; Ziya Gökalp, Limni ve Malta Mektupları; Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı; Nazım Hikmet’in “Kemal Tahir’e Mapusaneden Mektuplar”, “Bursa Cezaevi’nden Va-nulara Mektuplar”, “Nazım ile piraye”; Ahmet Hamdi Tanpınar, Mektuplar; Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya’ya Mektuplar, gibi.
Mektuplar genelde düz yazı şeklinde olsalar da manzum olanları da bulunmaktadır. Şehzade Bâyezid’in manzum mektubundan ve babası Kanuni’nin manzum cevabından birer kıtayı aşağıda nakledeceğiz:
Bâyezid: Ey serâser âleme Sultan Süleyman’ım Baba!
Tende cânım, canımın içinde cananım baba!
Bâyezid’ine kıyar mısın benim canım baba!
Bigünahım, Hak bilir, devletli Sultanım baba!
Kanuni: Ey demâdem mazhar-ı tuğyan-ı isyanım oğul
Takmayan boynuna hergiz tavk-ı fermanım oğul
Ben kıyar mıydım sana ey Bâyezid Han’ım oğul
“Bigünahım” deme bari, tevbe kıl canım oğul
Devlet adamlarının, sanatçıların, düşünürlerin, askerlerin, edebiyatçıların mektuplarından oluşan eserlerin yanısıra mektup tekniği ile yazılmış çeşitli eserler de görmek mümkündür. Romanlar, anılar, gezi kitapları, eleştiriler, siyasi manifestolar gibi pek çok amaçla yazılmış eserde mektup bir anlatım şekli olarak kullanılmıştır. Özellikle çeşitli kurum ve kişileri hedef alan “açık mektuplar” zaman zaman önemli sonuçlar doğurmuşlardır. Türkiye’nin en önemli siyasi olaylarından olan 3 Mayıs 1944 olayları, Hüseyin Nihal Atsız’ın devrin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı “Açık Mektuplar” sonucu meydana gelmiştir.
Mektuplardan oluşan bazı kitaplara bir göz atalım
Rainer Maria Rilke’nin mektuplarından oluşan “Genç Bir Şaire Mektuplar” adlı eser ilk kitabımız. Franz Xaver Kappus, Askeri Akademide okuyan bir öğrencidir. Şiire hevesli olan Kappus Rilke’nin de bir süre o okulun öğrencisi olduğunu öğrenir ve şiirleri ile birlikte bir mektubu Rilke’ye gönderir. Aralarında bir yazışma başlar. Kitap bu mektuplardan on tanesini içeriyor. Mektuplarda sadece şiirle ilgili değil, hayatla, insanlarla, aşkla, mücadele ile ilgili bir çok şey buluyoruz. Bir çok öneri, öğüt verse de Rilke şunu eklemeyi unutmuyor: “Kimse akıl veremez, yardım elini uzatamaz size, hiçkimse. Tek çıkar yol, gözlerimizi kendi içimize çevirmemizdir.” (Rainer Maria Rilke; Genç Bir Şaire Mektuplar, (çev. Kamuran Şipal), Cem Yayınevi, 2001).
Niyazi Berkes 1958- 59 arasında Pakistan’dan Japonya’ya bir gezi sırasında gördüklerini, yaşadıklarını kardeşine yazdığı mektuplarla anlatıyor. 17 yıl kardeşinde kalan mektupları görünce kısmi düzeltmeler yaparak yayımlamış. “Asya’nın sessiz milyonlarının içine düşürüldüğü “sefalet”i çok kez emperyalist gözlemciler dışarıya tanıtmazlar. Ben onların tuttuğu yolu benimseyemedim” diye yazan Berkes bir Atatürk kuşağı çocuğu olarak yer yer isyan ettiğini söylüyor. Bu ülkelerde olan biteni, eksiklikleri, yanlışlıkları eleştirel bir gözle aktarıyor. Türk devrimine ve Atatürk’e göndermeler yapıyor. Bir takım gerici kesimlerin yaptıklarının ülkemizi düşürebileceği kötü durumlar hakkında uyarılarda bulunuyor. (Niyazi Berkes, Asya Mektupları, Yapı Kredi yayınları, 2001).
Kardeşlere yazılan mektuplardan oluşan bir başka kitap da Bedri Rahmi Eyüboğlu’na ait. “Kardeş Mektupları: Bedri Rahmi Eyüboğlu- Sabahattin Eyüboğlu” iki kardeş arasındaki tutkuya varan sevginin ifadelerini bulduğumuz bir kitap. Sıkıntılar, sevinçler, şiirler paylaşılmış mektuplarda. Sabahattin Rahmi Eyüboğlu’nun anne babasına yazdıkları ve Rahmi dedenin mektupları da ilginçler. Trabzon, İstanbul, Ankara, Paris, Dijon ve daha pek çok yer hakkında epey bilgi sahibi oluyoruz. Hele Trabzon’daki değişimin maalesef gelişim istikametinde olmadığını görmek üzücü. (Bedri Rahmi Eyüboğlu- Sabahattin Eyüboğlu, Kardeş Mektupları, İş Bankası Yayınları, 2003).
Leyla Erbil, Tezer Özlü ile birbirlerine verdikleri bir söz üzerine yazdıkları mektupları kitaplaştırmış. Birbirlerinin mektuplarını yayınlayacaklarına dair sözünü tutan Erbil, “Mektuplar insanın bir başka yüzünü açığa çıkararak, edebiyat dünyasına daha sıcak bir tat sunar, Tezer’in taşkın duyarlılığından kaynaklanan yergi ve övgülerindeki çoşkuya da bu mektuplarla yaklaşacaksınız.” Demiş. Girişte Tezer Özlü ile birkaç anısını anlatıyor ve Özlü’nün yurtdışına çıkma sebeplerine, dönemin ve günümüzün siyasi şartlarına eleştirilerle değiniyor. Sonraki bölümde mektuplar ve kartları okuyoruz. Kartpostallardaki fotoğraflar ayrı bir tat veriyor kitaba. (Leyla Erbil; Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar, Yapı Kredi Yayınları, 1995).
(devam edecek)